Görev bilinci iyi hoş ancak sahip olduğumuz şema köklerimize göre (cezalandıcılık şeması, yüksek standartlar şeması, yetersiz öz denetim şeması, başarısızlık şeması, kusurluluk şeması) fazlası aşırı analiz modunu tetikleyebiliyor. 

🔬Aşırı analiz modu tetiklendiğinde neyi ne şekilde yaptığımıza dair kendimizi adeta mikroskop altında incelemeye aldığımız bir hal söz konusu oluyor. 

“Doğru oldu mu, olmadı mı? Öyle mi yapsam böyle mi yapsam?” gibi örneklendirebiliriz.

⌛️Bu halde işlerin aksayışını geciktirebilirken hiç bir zaman yapılan işin tam olduğuya da olacağı hissiyatına erişilemiyor. 

Bir diğer boyutu da erteleme davranışının ortaya çıkması. 

🤨Aşırı analiz hali çoğu zaman beraberinde “mükemmel olsun”, “en …” olsun arzusunu getirdiğinden yapılacak olanın içine yüklenen bu anlam yumağı karşısında erteleme davranışı kaçmak için başvurulan işlevsiz baş etme şekillerinden ilk sıralarda yer alabiliyor. 

🌈 Tüm bunlar yerine işi yaparken bunu bir denetimden geçiyormuşuz gibi hissetmeden yaptığımız her ne ise yine titizlikle ama keyif odaklı olarak sürecin içinde aktığımız bir hale dönüştürsek nasıl olurdu? 

Beklentili/talepkar iç sesi yüksek olanlar ilk etapta yadırgayabilirler bu söylediğimi çünkü sanıyoruz ki ancak kılı kırk yararak iyi/tam/başarılı olabiliriz. 

Halbuki istediğimiz sonucu alabilmenin tek yolu bu değil. 

Yapılacak olana yönelik kararlı bir duruşun üzerine biraz oyun ve biraz esneklikle bu iş olur. 

Hem de çok keyifli olur.

Tıpkı çocuklar gibi. 

Kendi doğalarında nasıl oyuncular öyle değil mi? 

Oyunculuklarının yanında sorumluluklarına, görevlerine dair rehberliğe ihtiyaçları yok mu?

Elbette var. 

Bizim de sağlıklı yetişkin yanımızla onlara rehberlik etmenin yanında onlardan ilham alacağımız noktalar var 🌿

Biraz oyuna, 

oyuncu yanımızı hatırlamaya,

oyunu ve rehberliği aynı anda kapsayan bir tutuma ihtiyacımız var.

Böylesi nasıl olurdu bir bakalım?

Sevgilerimle,

Klinik Psikolog Öykü Koç